top of page

Logoterapi'den Dağ Meditasyonuna Bir Köprü


Viktor Frankl, Tribulaum dağlarında tırmanırken.
Viktor Frankl, Tribulaum dağlarında tırmanırken.

Sueda Döner, VALUE İstanbul İleri Düzey Program Katılımcısı


İnsan, bebekliğinden itibaren duygularını ve kendini anlamlandırabilmek için bir yansıma arayışındadır. Bu yansıma geçmişte annenin yüzündeki duygusal karşılıkta şekillenirken, zamanla zor bir günün ardından dalgalı ya da durgun bir denize bakarak duyulan bir iç sakinliğe dönüşebilir. Günümüzün hızlı şehir yaşamında bu yansımaya ulaşmak zorlaştıkça, doğa insan için daha özel bir konuma yerleşir.


Doğaya ait birçok oluşum, farklı zamanlarda insanların anlam yüklediği ve kendi yansımasını gördüğü simgeler olmuştur. Yeniden toprağa yönelip kök salabilen dalları ile bilgeliği simgeleyen Banyan Ağacı; insanın tutkusunu, özgürlüğünü ve zaman zaman bilinmezliği simgeleyen uçsuz bucaksız denizler; aidiyeti ve doğurganlığı simgeleyen toprak; olgunlaşmayı ve sarsılmazlığı simgeleyen dağlar…


Jon Kabat-Zinn’ın (Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı’nın kurucusu) “Dağ Meditasyonu” adını verdiği meditasyon da insanın doğada bir yansımasını bulma arzusunun bir örneğidir. Dağ, üzerinde ve çevresinde yaşanan şeyleri karşılar ve tüm bu olanlarla birlikte dağ olarak var olmaya devam eder. Tıpkı bizler gibi.


İnsan, bir nevi kendini görebilmek için yansımasını, yaşayabilmek için ise anlamını keşfeder. Bu anlam, Viktor Frankl’a göre deneyimsel, yaratıcı ve tutumsal olmak üzere üç temel değer kaynağı ile kurulur. Yaratıcı değerlerin merkezinde “dünyaya ne veriyorum?”, deneyimsel değerlerin merkezinde ise “dünyadan ne alıyorum?” soruları bulunurken; tutumsal değerlerin merkezinde “kaçınılmaz acıya nasıl yaklaşacağım?” sorusu yer alır. 


Jon Kabat-Zinn’in dağ meditasyonu ile Viktor Frankl’ın tutumsal değerleri, apayrı coğrafyalarda apayrı şartlar içerisinde ortaya konmuştur. Buna rağmen bu iki yaklaşımın merkezinde de insanın kontrol edemediği durumlarda aldığı tutum bulunur. Jon Kabat-Zinn, “Mevsimler değişir, rüzgâr gelir. Yağmur yağar, güneş açar ama dağ yerinde kalır.” derken, Viktor Frankl, “İnsandan her şey alınabilir; ancak tek bir şey hariç: Herhangi bir durumda kendi tutumunu seçme özgürlüğü.” der.


Bir dağ için fırtına, kar ve yağmur nasıl kaçınılmazsa, insan için de hayattaki zorlayıcı deneyimler kaçınılmazdır. Dağ mevsimleri değiştiremez; varlığını olduğu gibi sürdürür. İnsan da kontrolü dışındaki olaylara müdahale edemese de, onlara karşı tutumunu seçme özgürlüğüne sahiptir. Bu yönüyle dağ, değişen hava koşullarına rağmen dağ olmaya devam eder; insan da her koşulda anlamlı bir tavır geliştirebilir. 


Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabında şöyle söyler: “Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmaktır.” Dağ olmak da aslında biraz fırtınalı havaları yaşamaktır. Kaçınılmaz olanı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, insan onun içinde nasıl bir tavır alacağını seçebilir. Belki de anlam, tam olarak bu seçim anlarında ortaya çıkar.


 
 
 

Yorumlar


© 2020 Valueİstanbul Logoterapi Enstitüsü

bottom of page